Eczacılık Fakültesi Dr. Öğr. Üyesi Hilal Bardakcı son dönemde gündeme gelen “kinin” hakkında yazdı

Kinin nedir?

Kına kına kabuğu, Rubiaceae familyasından Cinchona türlerinin kabuklarına verilen isimdir. Bu ağaçlar Güney Amerika’ya endemik olmasına rağmen Bolivya, Guatemala, Hindistan, Endonezya, Tanzanya ve Kenya gibi pek çok tropik bölgede kültürü yapılmaktadır. Bazı kaynaklarda “Cinchona” isminin sıtmadan kına kına kabuğu ile iyileşen Peru konteslerinden Chinchon’dan geldiği belirtilsede, daha sonra bu bilginin doğru olmadığı ortaya çıkmıştır.

Kına kına kabuğunun antimalaryal etkisi ilk olarak 1630’lu yıllarda Güney Amerika’ da keşfedilmiştir. İspanyollar Peru’yu işgal ettiklerinde, yerli halkın ateş düşürmek için özellikle de sıtmayı iyileştirmek için yağmur ormanlarında yetişen bir bitkinin kabuklarını kullandığını görmüşler ve bitkiyi misyonerler aracılığı ile Avrupa’ya götürmüşlerdir. Bitki uzun yıllar Avrupa’da “Jesuit bark” yani misyoner kabuğu olarak bilinmiştir. Uzun yıllar bitki Güney Amerika’dan tedarik edilmiş, daha sonra Hindistan ve Cava adasında kültürü yapılmıştır. 17. yy da misyonerlerin ateş düşürmek için bitkinin kabuk tozunu su ile karıştırıp kullandıklarını gören Hindistan’lı madenciler de zor çalışma koşullarında ateşleri çıktığında bu bitkiyi kullanmışlardır. Aktiviteden sorumlu molekül olan kinin 1820 yılında Fransız eczacılar Pelletier ve Caventou tarafından izole edilmiş ve yapısı da 1908 yılında aydınlatılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında bitkinin temini Japonlar tarafından kesilince, sıtma ile mücadele edebilmek için acele ile pek çok kinin türevi sentezlenmiştir. Üretilen pek çok molekül arasından klorokin, primakin, ve meflokin önemli antimalaryal özelliğe sahip olanlardandır.

Tonikler Koronovirüs Tedavisinde Kullanılır Mı?

Kininin sentetik analoglarının tedavide gelecek vadetmesi ile kininin ve özellikle kinin içeren toniklerin Covid-19’da profilaktik ve tedavi edici olarak kullanılıp kullanılamayacağı sorusunu akıllara getirmiştir.

Kinin ve bahsi geçen analoglarının molekül yapıları incelendiğinde sadece kinolin halkalarının ortak olduğunu, yapılarının birbirlerinden oldukça farklı olduğunu görmekteyiz.

Güncel datalar incelendiğinde, kinin için herhangi bir antiviral etkiden söz etmek mümkün değildir.

Söz konusu tonik suları ise 1800’lü yıllarda denizcilerin acı lezzetli olan kına kına kabuğunu tek başına tüketememeleri ile beraber daha içilebilir olmasını sağlamak için şekerli su ve çeşitli meyveler ile karıştırması ile ortaya çıkmıştır. Tonik sularının acılığı kininden ileri gelmektedir ve maksimum konsantrasyonu 83 mg/L’dir. Bu konsantrasyon tedavi edici konsantrasyondan oldukça düşüktür. Günümüzde tonik suları tıbbi amaçlı değil alkol ile karıştırılarak içecek olarak kullanılmaktadır.

Günümüzde pek çok tonik suyunun içerisinde kinin yerine yapay aroma vericiler bulunmaktadır.

Ayrıca kinin; duyu kaybı, kulak çınlaması, görme problemleri, gastrointestinal problemler ve aritmi gibi çok ciddi yan etkilere sebep olmaktadır.

Bu nedenle kinin tedaviden kaldırılarak yerine klorokin ve hidroksiklorokin gibi sentetik analogları getirilmiştir. Özetle, klorokin ve hidroksiklorokin’ in Covid-19’a karşı tedavi edici etkisinin laboratuvar çalışmaları ve klinik çalışmalar ile gösterildiğini ancak ciddi yan etkilerinden dolayı doktor gözetiminde kullanılması gerektiğini unutmamalıyız.

Kinin ise söz konusu moleküllerden oldukça farklı bir moleküldür, Covid-19 profilaksisi veya tedavisinde kullanılabileceğine dair herhangi bir bilimsel veri bulunmamaktadır.

Yazı, “Kinin, Klorokin, Hidroksiklorokin ve Covid-19 Hakkında…” başlıklı makaleden alıntılanmıştır. Makalenin tamamına ulaşmak için tıklayın.

Dr. Öğr. Üyesi Hilal Bardakcı Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı

Son güncelleme tarihi: 16/04/2020
×
Arama yapmak için ENTER tuşunu kullanabilir, ▼/▲ tuşları ile önerilenler arasında seçim yapabilir ve ESC tuşu ile kapatabilirsiniz.