İngiliz hekim John Snow, 1854 yılında Londra’da baş gösteren kolera salgınında sistematik filyasyon çalışmaları ile hastalığın yayılım kaynağı olarak gösterdiği su pompasını sökerek salgını durdurduğu çalışmasıyla modern epidemiyolojinin babası olarak kabul edilmektedir ve bu çalışma toplum sağlığı ve sağlık yönetiminin mihenk taşlarından birini oluşturmuştur.

Bu çalışmanın üzerinden geçen 150 yılda insanlık yüzlerce epidemik hastalıkla karşı karşıya kalmış, bunlardan bazıları küresel ölçekte dikkat çekmiş, birkaç tanesi ise yüksek sağlık otoriteleri tarafından pandemi olarak adlandırılmıştır. Günümüzde yaşadığımız, Çin’in Wuhan kentinden başlayarak tüm dünyaya yayılan Yeni Koronavirüs Hastalığı da, bu yazının yazıldığı tarih olan 7/4/2020 tarihi itibariyle dünya genelinde yaklaşık 1,5 milyon insanı enfekte etmiş, bunun onlarca misli insanı ise ekonomik olarak etkilemiştir. Yine koronavirüs ailesinden virüslerin neden olduğu 2002 SARS ve 2012 MERS salgınlarından edinilen tecrübeler ile, virüs hızlıca izole edilmiş, daha önce eşi benzeri rastlanmamış bir hız ile genetik dizilimi ortaya konarak şüpheli olgularda tetkikler yapılmış ve bu sayede alınan hızlı izolasyon tedbirleriyle mevcut salgının belki daha da hızlı yayılması engellenmiştir. Küreselleşme, salgının yayılmasında etkili olduğu kadar, özellikle uluslararası tecrübe paylaşımı ve ekipman desteği açısından salgınla mücadelede de etkisini göstermiştir. Teknoloji, yönetim bilişimi ve iletişim alanında günümüzde bilginin anlık transferini gerçekleştirmekte oldukça etkili olmakta, yönetimlerin bilimsel gelişmeler ışığında verdikleri kararların hızlıca sahaya yansımasını ve bu kararların etkilerini geri bildirim olarak toplamayı etkin kılmaktadır. Yine iletişim sistemlerinin gelişmesi ile laboratuvarlardan çıkmaya gerek kalmaksızın uluslararası çapta büyük deney ve ARGE faaliyetleri yürütülebilmektedir; belki de ilk kez bir salgında ileri teknoloji aşılama ve tedavi konusunda kamuoyunun bu denli umutlu olmasının sebebi buna bağlanabilir. Elbette, salgının hala devam ettiği günlerde bu gibi etkileri bilimsel olarak göstermek henüz güç olabilir; ancak, sağlık yönetimi açısından daha şimdiden çıkarılabilecek bir takım olumlu ve olumsuz dersler ve yanıtları tartışmaya açık sorular da vardır:

• Ülkeler, artan küreselleşme ve bunun getirdiği mal ve insan hareketliliği ile beraber, özellikle solunum yolu ile yayılan etkenlerin kendilerinden binlerce kilometre uzaktaki ülkelerde yaptığı epidemilerden artık çok kolay bir şekilde etkilenebilmektedir. Bu nedenle lokal olarak başlayan respiratuvar epidemiler, gerek kamu, gerekse işletmeler düzeyinde küresel yayılım açısından daha yakından takip edilmelidir.

• Günümüzün gelişmiş ticaret sistemleri malların ulaşılabilirliği açısından hızlı ve etkin çözümler sunmaktadır; bunun bir getirisi olarak ülkelerin sanayileri hammadde, işgücü niteliği ve teknolojik düzey olarak üretebildikleri en yüksek katma değerli ürünlere yönelmiştir. Ülkelerin, bu üç faktörden birinin eksikliği nedeniyle üretemedikleri veya üretmelerinin yeterince karlı olmadığı malların üretiminden kaçmaları nedeniyle bu malların eksikliklerini yaşamamaktadır. Ancak, pandemi döneminde bir takım malların üretildiği ülkelerde çok hızlı artan iç talep ve yasal yönlendirmeler nedeniyle bu mallar diğer ülkelere satılamaması nedeniyle ciddi sorunlar yaşanmıştır. Bunun en net örneklerinden biri içerisinde bulunduğumuz durumda yaşanan N95/FFP2 maske kıtlığıdır; artan iç talep ve ihracat yasakları nedeniyle bu maskelerin üretildiği ülkelerin dışına çıkarılamaması, diğer pek çok ülkede, ikamesi de olmayan bu maskelerin kıtlığına yol açmıştır.

• Kişisel koruyucu ekipmanların temininde yaşanan bu sıkıntılar sağlık kurumlarını, iş dünyasını ve yönetimleri kriz anında daha yaratıcı davranmaya ve iş birliğine itmiştir. Farklı firmalar bu ürünleri üretip bağışlamakta, ilaç şirketleri yerli ilaç üretimini arttırarak sağlık kurumlarına hibe etmekte, toplumun her kesiminden kişiler mücadeleye destek vermektedir. Pandeminin getirdiği bu iş birliği ve dayanışma ortamı aslında farklı koşullarda aklımıza hiç gelmeyen ilişkileri kullanıp yeni şeyler öğrenebildiğimizi gösteriyor. Diğer yandan iş dünyasındaki dinamikler de bu süreçte hızla değişerek tam olamasa da duruma adaptasyon gösterdi. Evden çalışma sistemi mümkün olan tüm kurumlarda yaygınlaştı, hatta işin gereği haline geldi. Bu yöntemle hem uzaktan yürütülebilen işler aksamıyor hem de çalışanların sağlığının korunması da sağlanıyor. Bir başka çözüm de telekonferans ve sağlıkta teletıbbın hızlı getirileri oldu. İdareciler veya hekim ile hastanın bile artık her an yan yana gelmesi mümkün değil. Buna çözüm olaraksa online görüşmeler planlanıyor. Bu yöntemlerin kabul görmesi ise bize geleceğin normları artık bunlar mı diye düşündürüyor. Evde sağlık hizmetlerinin önemi yine bu dönemde daha da dikkat çekmeye başladı. Evden çıkmanın tehlikeli kabul edildiği şu zamanlarda evde bakım, aşılama hizmetleri, hatta test uygulamaları sağlık hizmetinde ortaya çıkan problemlerin çözümünde önemli katkılar.

• Tüm bu gelişmelere rağmen COVID-19 salgını katlanarak büyüyor. Ekonomik etkisi şimdiden SARS veya MERS' ten daha şiddetli hale geldi. Peki bundan sonraki “normal”imiz nasıl olacak?

• Virüs Yayılması ve Halk Sağlığı Yanıtı açısından, şu anda dünyadaki müdahalelerin üç sonucunu görebiliyoruz:

  1. Güçlü bir halk sağlığı planlaması, ülkedeki yayılmayı iki-üç ay içinde kontrol etmeyi başardılar ve sosyal izolasyon aşamalı olarak kaldırılmakta.

  2. Halk sağlığı yanıtı ilk başta başarılı olmakla birlikte, viral nüksü önlemek için sosyal izolasyonun birkaç ay daha (bölgesel olarak) devam etmesi gerekenler.

  3. Aşılar elde edilene veya sürü bağışıklığı sağlanana kadar virüsün yayılmasını uzun süre kontrol edemeyenler.

• Ülkemizde salgının nispeten geç görülmesi nedeniyle henüz sosyal izolasyonlar sonlandırılmaya başlamadıysa da yapılan halk sağlığı planlamalarıyla yukarıdaki ilk gruptaki gibi olumlu sonuçlar almamız halk sağlığı için olduğu kadar sağlık sektörünün geleceği için de önemli. Geçim kaynaklarımızı yok etmeden hayatları nasıl kurtaracağımız konusundaki bilmeceyi çözmek için, sosyal izolasyon ve duyarlı grupların sokağa çıkmamasının etkin şekilde uygulanması, virüsün yayılımının olabildiğince kısa sürede kırılması için yollar bulunması şart. Sosyal izolasyon ve kişisel olarak alınan önlemlerin etkinliği, COVID-19'un yayılmasını kontrol etmedeki yeteneğimizi ortaya koyacaktır.

• Doğu Asya ülkeleri bunun sıkı izolasyon uygulanarak, gözetimle ve hasta insanların takibiyle yapılabileceğini bizlere göstermiştir. Bu uygulamalar maalesef, Avrupa’da yakın zamana kadar daha dar kapsamlıydı. Ancak virüsün hızını kırmak için kararlı bir şekilde hareket etmeliyiz. Bunu yapabilecek kapasite, motivasyon ve kararlılığa sahibiz.

Teknoloji ve küreselleşme etkisi ile uzak mesafelerin artık o kadar da uzak olmadığı dünyamızda içerisinde bulunduğumuz pandemi şartlarını yaşamaktan aslında çok da uzak olmadığımız aşikardır. Öte yandan, küresel sağlık açısından tehdit unsuru olarak görülen COVID-19 benzeri enfeksiyonların da artan bir sıklıkta ortaya çıktığı göz önünde bulundurulursa, bu pandemiden küresel, ulusal, işletme ve bireysel düzeyde çıkarılacak pek çok ders vardır. Yaşanılan her tecrübeden alınabilecek bu dersler ile önlemler alarak bir sonraki salgına daha iyi hazırlanmak mümkündür. Alınacak bu tedbirler ile yönetsel düzeyde ve sahada her türlü salgının “su pompasını kırmak” sağlık yöneticilerinin elindedir.

Dr. Öğretim Üyesi Efe Onganer

Dr. Mübin Müjde Çebi

Dr. Korhan Zakiroğlu

Son güncelleme tarihi: 09/04/2020
×
Arama yapmak için ENTER tuşunu kullanabilir, ▼/▲ tuşları ile önerilenler arasında seçim yapabilir ve ESC tuşu ile kapatabilirsiniz.